Işıl Eğrikavuk- Zero İnsanlar

Sosyal yönü kuvvetli performans ve video işleriyle bilinen Işıl Eğrikavuk kafası sürekli yeni bir projeyle meşgul, çalışkan ve üretken bir sanatçı. Şu sıralar üniversitede sanat dersleri vermesinin yanında, önümüzdeki ay Londra’da açılacak bir sergi için hazırladığı yeni işine çalışan sanatçıyla konuştuk.

Aslında edebiyat okurken birden sanat yüksek lisansı yapmak için Amerika’ya gidiyorsun. Nasıl başladı sanata merakın?

Boğaziçi'nde edebiyat okurken bir sanat dersi almamla başladı, bir de edebiyatın sanattan hiç ayrı olmadığını anlayıp, yazı ile sanatın birbirine dönüşme potansiyelini anlamamla... Sonra yüksek lisansa gidebilmek için Amerika'ya başvurdum, burs kazandım ve Şikago Sanat Enstitü'süne gittim. Orada da dört yılda bitirdim okulu, çünkü ikinci bir üniversite gibi olmuştu benim için. Sürekli çalıştığım bir dönemdi, dönem başına yedi derse giriyordum, kalan zamanlarda da stüdyo... Neredeyse okulda yatıp kalktığım, ders dışı sürekli okula gelen konuşmacıları dinleyip, bir şeyler öğrenmeye çalıştığım muhteşem bir zamandı. Son iki yılda artık sergilere katılmaya başlamıştım, hem orada hem Türkiye'de.. Ve okul bitince profesyonel anlamda bu işi yapabileceğimi biliyordum.

Bir yandan gazetecilik geçmişin de var…

Doğru. Her zaman hikayelere, insan hikayelerine merakım vardı, o yüzden de gazetecilik beni hep heyecanlandırıyordu. Üniversitedeyken çeşitli yazılı basın kuruluşlarında çalışmıştım. Amerika'dan İstanbul'a döndüğümde de bulduğum ilk iş yine bir gazetede oldu. Hürriyet'in İngilizce yayını olan Daily News'te muhabir olarak başladım, sonra da editörlük yaptım iki yıl kadar. Ama bir yandan ders vermeye başlamam, bir yandan da kendi sanat işlerim gazeteciliğin önüne geçti, bıraktım. Bir de sanırım kurgu hikayeler gerçek diye tabir ettiklerimizden daha çok ilgimi çekmeye başlamıştı. Sonra da Radikal'de üç yıl boyunca Güncel Sanat Kafası adlı bir köşe yazdım. Bu da tamamen kurgu ve gerçekliği karıştırdığım, kendi yarattığım bir formattı. Okuyucular soruları gönderiyor, ben cevaplıyordum. Çoğu zaman soruları ben yazıyordum tabii (gülüyor).

'Havva'Eğrikavuk'un The Marmara Pera Oteli’nin çatısındaki YAMA ekranında sergilenen video enstalasyonu Beyoğlu Belediyesi tarafından 'görüntü kirliliği yaptığı' gerekçesiyle kaldırılmıştı.

İşlerin daha çok video/performans ağırlıklı, bu yöne gitmene sebep neydi?

Bu iki alan da anlatıya yer verdiği için aslında. Yaptığım bütün işler görsel anlatıdan çok metin ve hikayeye dayanıyor. Bu bazen performansa bazen videoya evriliyor, bazen de bir fotoğrafa. Kendimi daha yakın hissettiğim alanlar.

İşlerine hazırlık sürecin nasıl oluyor?

Genellikle hayal kurarak, sonra yazarak başlıyorum. "Ya şöyle olsaydı" diye soruyorum. Bu bazen Taksim meydanına yerleştirilen piramitler, bazen sokakta gelin kıyafeti içinde ayakkabısını boyatan bir kadın imgesi de olabiliyor. Eski yaptığım işlerde Kuş Gribi'ne çare bulan Iraklı bir doktor, kaçırılıp iki yıl boyunca bir kütüphanede yaşamaya zorlanan bir grup insan, ya da evinden kaçıp sirke katılan bir kadının hikayesi gibi hikayeler var. Yaşadığımız gerçekliğe paralel ya da zıt ya da fantastik gerçeklikler yaratarak başka türlü yollar olabileceğini de göstermek aslında sanatın en güçlü taraflarından biri.

Gündelik söylemler içine sıkışan satır altı mesajlara ilgin biliniyor. Söylem çalışmaları seni neden heyecanlandırıyor?

Dili malzeme olarak kullanmak benim işim. Bu sergileyeceğim yere göre bazen bir senaryo gibi uzun oluyor, bazen de bir slogan. Mesela Havva Elmanı Bitir Kızım heyecanlandırmıştı çünkü tek bir satırla birçok meseleye el atan bir işti.

Hangi meseleler?

Havva demenin bile riskli olduğu bir ülkede bu ve bunun gibi kelimeleri yeniden sahiplenip dönüştürmek gibi meseleler.

Bu işin 'görüntü kirliliğine' sebep verdiği söylenerek kaldırılmıştı. Başka bir yerde sergilenme planı var mı?

O işi orası için kurgulamıştım ama internette daha çok yayıldı. İlla sergileyeyim diye bir amacım yok ama uygun bir yer olursa neden olmasın?

Söylemlerin de baskın bir şekilde patriarkal bir mirasın ürünü olduğunu düşünürsek aslında bir yandan da kadın çalışmaları yapıyorsun denebilir mi?

İşlerimin hepsinin sosyal meseleye değinen bir yanı vardır, ama sadece kadın meselesiyle ilgili iş üretmiyorum. Örneğin şu an çalıştığım yeni performansım Plüton Mutfağı tamamen farklı bir iş. Önümüzdeki ay Londra'da olacak. Plüton'un NASA tarafından gezegenlikten çıkarılması ile Brexit'i karşılaştırdığım bir performans bu. Bu iş için kurgu bir yemek menüsü hazırlıyorum mesela, performansta bu yemekler de yer alacak. Bir şefle beraber çalışıyoruz.

Kendine feminist bir sanatçı diyor musun?

Feminist bir kadınım diyorum, sanatçı kimliğimi bunun üzerinden ayrıca tanımlamıyorum.

Aynı zamanda Bilgi Üniversitesi’nde sanat öğretiyorsun. Öğretmenlik mi zor, sanatçılık mı?

İkisi de ayrı. Şu an sekizinci yılım ders vermekte ve şahane bir yere geldim. Dersler şu anda tam bir terapi gibi geçiyor öğrencilerle.

Neden full time sanatçılık yerine bir yandan öğretmenliğe de devam etme kararı verdin?

Sadece iki ders veriyorum, ikisi de benim uzmanlık alanım olan dersler. İyi ki de veriyorum, bu sekiz yılda de kendi komünümü yarattım diyebilirim. Önce öğrencim olup sonra birlikte iş yaptığım o kadar çok insan oldu ki...

Nasıl bir etkisi oluyor yaratıcılığına öğretmenliğin?

Yaratıcılığa etkisi var mı bilmem ama bir sürü şey öğreniyorum onlardan. Her zaman karşılıklı konuşarak ders yaparız, dediğim gibi bir bizimki iki taraflı bir terapi ilişkisi.

Elindeki pankartta 'Hava bitir şu elmanı' yazıyor. Ne demek bu? 

Havva, kendine de, imgene de, karakterine de, senin için söylenenlere de sahip çık. Bu bedenin ve ruhun sahibi sensin demek!

Comments are closed.